Premium Ürünler Artık Bir Tık Uzağınızda!
3.500 TL ve Üzeri Alışverişlerde Kargo Bizden!
Premium Ürünler Artık Bir Tık Uzağınızda!
3.500 TL ve Üzeri Alışverişlerde Kargo Bizden!
Gran Bahçe'nin Hikayesi

Gran Bahçe'nin Hikayesi

Merhaba!

Ben Enise, Gran Bahçe'nin kurucusuyum. Çoğumuzun benzer hikayeleri var. Dedelerimiz, ninelerimiz köyde yaşar, çiftçilikle uğraşırdı. Kendi çocuklarına okuyup "büyük adam" olmalarını öğütlediler. Çünkü köy hayatı zordu; tarım ya da hayvancılık  para etmiyordu ve toplumda çok da saygı gören bir meslek değildi. Onların yetiştirdiği nesil, yani bizim ebeveynlerimiz, tahsil yapmayı onlardan daha çok önemsedi. Çoğumuz üniversitelerde okuduk; önemli olan doktor ya da mühendis olmamızdı... Köy işini nasıl olsa herkes yapardı.

Ben de böyle bir hikayenin üçüncü nesildeki başkarakteriyim. Yurt dışında çok iyi üniversitelerde eğitim aldım, mimar oldum. Dünyanın en prestijli ofislerinde tasarım mimarı olarak çalıştım ve kült yapılarda şantiye şefliğine kadar uzanan bir kariyer sahibi oldum. Ama bunun yanı sıra babam bana hep toprağın önemini anlattı, köyle olan bağımızı her zaman çok önemsedi. Her yaz fındık vakti köye giderdik.

Fotoğrafta gördüğünüz yer; benim çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği, Tirebolu Gran Mahallesi’ndeki dedemin harmanı. Ben fındığın içine doğdum. Her yaz fındık toplamak için köye gelir; fındık toplar, seçer, bahçeye "gıdık" taşır, çuvalları bahçe içine yerleştirirdik. Fındık toplayamayacak kadar küçükken babam, bahçenin yollarını öğrenelim diye bizi de yanına katardı. Orada da boş durmaz, işçilere etraftaki çeşmelerden su taşırdık.

Fındık nasıl toplanır, sezonda rekolte iyi mi, fındık çuvallanacak kadar kurumuş mu, patoza kaç dakikada vurulur (gelen makine dakika başına ücret alır)... Bu bilgiler bizim için doğuştan kazanılan yetenekler gibidir; bu yüzden kimse bunların aslında birer "uzmanlık" olduğunun farkına varmaz. Benim bunu fark etmem ise ilginç bir olayla oldu.

Berlin'de mimarlık yaparken iş arkadaşlarıma, neden her yaz staj yaptığımı şöyle anlatmıştım: "Bizim fındık bahçelerimiz var ve fındık toplamak dünyanın en zor işi. Babam için fındığa gelmemenin tek bir bahanesi olabilir, o da staj yapmak. Bu yüzden ben de her sene staj yaptım." Alman arkadaşlarım buna çok şaşırdı, abarttığımı ve kulağa harika bir iş gibi geldiğini söylediler. Yıllar içinde bu konu aramızda sıkça esprilerde geçtiği için çok sevdiğim arkadaşım Lydia'ya, bir fındık sezonunda birlikte köye gitmemiz gerektiğini, ancak o zaman gerçek yorumlarını ciddiye alacağımı söyledim.

Lydia planladığımız gibi Tirebolu Gran Mahallesi’ne geldi. Benimle birlikte dik yamaçlarda fındık topladı, iki harman patoz çekti ve fındık seçti. Bir gün harmanda fındık seçerken Lydia'nın sadece fındık kurdunun yediği çürük fındıkları ayırdığını fark ettim. Aslında fındığın içinde daha birçok "boş" fındık vardı; eliyle tartıp hafif olan taneleri ayıklaması gerekiyordu. Nasıl yapıldığını gösterdiğimde gözleri büyüdü: "Bir dakika, yani bunun hiç deliği yok ve sen sadece eline aldığında içinin boş olduğunu anlıyor musun?" dedi.

24.08.2021- Mukayit Yeri
24.08.2021- Mukayit Yeri

Elbette anlıyordum; ben değil, Gran'daki herkes anlardı bunu. Bizim için çocuk oyuncağıydı. Lydia inanamadı; deneme yapmak için benim "boş" dediklerimi taşla kırıp bakmaya başladı. Tabii ki fındıklar boş çıkıyordu. Lydia hayretle bana dönüp, "Enise, senin müthiş bir yeteneğin var! Ellerin adeta hassas bir tartı gibi. Bu inanılmaz, sen bir fındık uzmanısın!" dedi.

O zaman çok gülmüştüm ama haklıydı. Gran'daki herkes birer fındık uzmanıydı ve bu bizim için sıradandı. Çünkü çiftçilik ve onun öğretileri bizim dünyamızda da değerli sayılmıyordu.

Pandemi döneminde babamı ani bir şekilde kaybettikten sonra bahçelerle bizzat ilgilenmek durumunda kaldım. Bir yandan ilgilenirken bir yandan da fındığı, zirai fayda sağlayacak şekilde araştırmaya başladım. Uzman ziraat mühendislerinden danışmanlık aldım ve şu acı gerçekle yüzleştim: Gran'ın etrafındaki tüm bahçeler çok verimli olmasına rağmen; bakımsızlıktan, yanlış ve eksik budama/gübrelemeden dolayı veriminin çok altında üretim yapıyordu. Geçen yıllarda, Ağustos sıcağında fındığı toplayıp çuvallayarak toptancıya sattığımızda asıl gerçek yüzüme çarptı: Verdiğimiz emeğin karşılığında ödenen para çok düşüktü.

Bizim fındığımız, Giresun'un dolayısıyla dünyanın en kaliteli fındığı. Belki sizin sofranıza bile gelmeden doğrudan ihraç ediliyor. Bu durum beni artık rahatsız etmeye başladı. En kaliteli fındığın yetiştiği topraklarda yaşayıp onu tüketememek; artı değer üretecek şekilde işlemeden yurt dışındaki tekelleşmiş markalara satıp, sonra onların en düşük kaliteli fındıklardan yaptıkları kremalara dünya kadar para vermek hak ettiğimiz bir şey değil.

Biz de kendi fındığımızı işleyebilir ve onu hak ettiği gibi bir marka haline getirebiliriz. Öncelikle en kaliteli ürünü hak ettiğimize inanmamız gerekiyor. Ben ezmeleri yaparken yine en kaliteli fındığı kullanıyorum. Bundan dolayı maliyet çok artıyor; ancak siz tüketicilerin bu farkı ağzınıza aldığınız ilk kaşıkta anlayacağına ve hak vereceğine eminim.

Gran Bahçe girişimi deneysel ilerleyecek. Her şeyi ben yapıyorum. Site tasarımından tutun, etiket tasarımına, ürün tanıtımından ürün reçetelerine kadar. Bundan dolayı öğrenmem gereken birçok yeni mecrayla karşılaşıyorum.

Gran Bahçe yalnız fındık satmayı hedefleyen bir marka değil, fındığın yetiştiği toprakları tanıtmayı, emeğin serüvenini anlatmayı  ve yörenin kültürünü daha yakından tanımaya vesile olmayı  hedefliyor. Ve en önemlisi tüm süreci kendi topraklarımızda yürüterek bıraktığımız karbon ayak izini minimuma indirmeyi istiyorum. Çok ümitli ve heyecanlıyım. Umarım bu yolculukta uzun bir süre birlikte oluruz.